Kastamonu’nun kadim sokaklarında adımlarken, zamanın durduğu ve geçmişin tüm ihtişamıyla nefes almaya devam ettiği özel duraklar vardır. İşte Candaroğulları Beyliği’nin son hükümdarı İsmail Bey tarafından 1400’lü yılların ortalarında şehre armağan edilen İsmail Bey Külliyesi, tam da böyle bir yer. Kendi döneminin en köklü ilim ve kültür merkezlerinden biri olmayı başaran bu eşsiz yapı topluluğu; cami, medrese, han, imarethane ve türbesiyle sadece taşın ve harcın değil, Anadolu’nun derin irfanının da bir araya geldiği bir şaheserdir.
Mimari açıdan incelediğinizde külliye, gösterişten uzak ama bir o kadar da vakur bir duruş sergiler. Sadelik içinde ihtişamı yakalayan bu taş işçiliği, hem teknik kusursuzluğu hem de sanatsal detaylarıyla Candaroğulları dönemini günümüze taşıyan en nadide örneklerdendir. Avlusunda dolaşırken bir zamanlar medresesinde yankılanan ilim tartışmalarını, imarethanesinde kaynayan aşın bereketini ve hanında soluklanan yorgun yolcuların fısıltılarını adeta yeniden hissedersiniz. Eğer “Kastamonu’nun ruhunu anladım ve bu şehri gerçekten gördüm” demek istiyorsanız, gezi rotanızın merkezine bu tarihi mekanı mutlaka eklemelisiniz.
Ancak bu külliyeyi sadece gezilip görülecek bir yer olmaktan çıkarıp efsanevi kılan çok ince bir detayı, gizli bir imzası var. Külliyeye geldiğinizde, adımlarınızı doğrudan türbeye doğru yöneltin. Türbenin giriş kapısının tam karşısına geçip durun ve başınızı kaldırarak kapının üzerindeki o muazzam ahşap bezemeye dikkatle, uzun uzun bakın. Ahşap oyma ustasının yüzlerce yıl öncesinden günümüze bıraktığı o eşsiz illüzyonu yavaş yavaş fark edeceksiniz: Ahşabın kıvrımları arasına zekice gizlenmiş İsmail Bey’in mağrur sureti, yüzyılların ötesinden size bakıyor olacak.
Hem avlusundaki huzurla ruhunuzu dinlendirecek hem de estetik dehasıyla sizi büyüleyecek olan İsmail Bey Külliyesi, sıradan bir tarihi yapı değil; taşın ve ahşabın dile geldiği bir Kastamonu masalıdır.